Kürk Mantolu Madonna

Merhaba sevgili okuyucular! Öncelikle umarım çok güzel bir gün geçiriyorsunuzdur. Bugün sizlerle son zamanlarda çok konuşulan bir kitapla ilgili yorumlarımı paylaşmak istiyorum. Benim özellikle bu kitabı seçmemin sebebi, aslında çok eski bir basım tarihine sahip olmasına rağmen kitabın son zamanlardaki popülerliği. Size bunun kitabın kalitesiyle ve hiç eskimeyen konusuyla alakalı olduğunu söylemeyi çok isterdim. Fakat gerçekler biraz daha acı. Sizi bu acı gerçeklerle sıkmadan önce dünyaca ünlü yazarımızı ve onun en sevilen kitaplarından biri olan, benim de yorumlarımı paylaşacağım kitabı biraz tanıtayım.

Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907 tarihinde doğan ve 41 yıllık hayatına bir sürü macera sığdırarak olaylı hayatına yine olaylı bir şekilde son verilen (2 Nisan 1948) Türk yazar ve şairdir. Cumhuriyet döneminde yaşamış diğer birçok yazar gibi çeşitli fikirleri yüzünden birçok kez tutuklanmış, yazdığı ‘Sırça Köşk’ isimli eseri toplatılmıştır. Bunun dışında konusu aşk ve sevgi olan kitapları; ‘İçimizdeki Şeytan’, ‘Kürk Mantolu Madonna’ ve ‘Kuyucaklı Yusuf’ çok beğenilmiştir. Kürk Mantolu Madonna, Fransızca, Almanca, Rusça ve Arapça gibi önemli dillere çevrilmiş bu yıl ise bu dillere bir de İngilizce eklenmiştir.

Yazarımızı biraz da olsa tanıdıysak birazda kitabımızı tanıyalım:

‘“Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor; rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum ‘Kürk Mantolu Madonna’yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum.”

Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz.

Yapıtlarda insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor.’

Kitabın anlatılış tarzı farklı ve dikkat çekici. Kitabın kırk altıncı sayfasına kadar olay Yakup adındaki bir genç tarafından anlatılıyor. Ana olay, Yakup’un iş arkadaşı olan yaşlı fakat çok da yaşlı olmayan Raif Bey’in zatürree olmasıyla başlıyor. Hayatı sıkıntılarla, aşağılanmalarla dolu olan ve ezik bir karaktere sahip olan Raif Bey, Ankara’nın ayazında, çok dik bir yokuşa ince kıyafetlerle kendini bırakıyor. Zaten soğuğa karşı hassas olan bu yaşlı adamın, bir dikkatsizlik sonucu (!) ölüm sebebinin gençlik aşkıyla aynı olması bana biraz şüpheli geldi açıkçası. Raif Bey ölüm döşeğinde hasta yatarken kendisi hakkında çok şey bilmemesine rağmen her zaman yanında olan bu genç adama yakması için bir siyah defter veriyor. Ama tabi Yakup bu kadar değer verdiği birini tanımak için son umudu olan bu defteri yakmak istemiyor. Raif Bey’i ikna ediyor ve defteri alıp okuyor, defteri sabah Raif Bey’in gözünün önünde yakmak için götürdüğünde ise her şey için çok geç olduğunu anlıyor.

Defterde yazılanlar Raif Bey’in ağzından yazılmış ve genlik yıllarındaki bir kadına olan aşkını anlatıyor. Hikâye burada çok ilginçleşiyor. Raif Bey’in babası oğlunu sabunhanesinin başına geçirmek istiyor. Bu konuda eğitim alsın diye de Almanya’ya gönderiyor.

Resme ilgi duyan ve bu konuda yetenekli olmasına rağmen resimlerini kendini yansıttığı için paylaşmak istemeyen Raif Bey Almanya’daki galeriyi gezerken bir tablo görüyor. Tabloda yabankedisi kürkü giymiş bir kadın bakışı, duruşu, güzelliği kısacası her şeyiyle o hep kitaplarda okuduğu güçlü kadın karakterlere benzediği için Raif Bey’i çok etkiliyor. Raif Bey saatlerce o resmi inceliyor, galerinin kapanma saati gelince oteline geri dönüyor sonra ertesi gün tekrar geliyor, böylece uzun bir süre her gün o galeriye gidip saatlerce tabloyu inceliyor. Galerideki tablolar hakkında bir gazete yazısında tablonun ressamının tabloda kendini resmettiğini okuyor. Ve o an hayran kaldığı o kadına âşık oluyor.

Kitabımızı ve yazarımızı biraz daha iyi tanıdığımıza göre artık yazımın başında bahsettiğim o acı konuya geri dönelim. 2016 yılının başlarında İngilizceye çevrilmesinin ardından tekrar ilgi odağı olan Kürk Mantolu Madonna, yapımcıların da ilgisini çekerek film yapılmaya karar verildi. Bir de bu yetmezmiş gibi bu konu hakkında Türkiye’nin önde gelen bir televizyon kanalında yapılan programın sunucusu kitabı okuduğunu iddia ederek, kitabın konusunun dünyaca ünlü şarkıcı Madonna’nın gençlik yılları olduğunu söyledi. Basım yılı 1943 olan bir kitabın 1958 yılı doğumlu bir sanatçıyı konu alması gerçekten ilginç olurdu.

(Visited 62 times, 1 visits today)